Gestalt kuramı

Vikikitap, özgür kütüphane
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

GESTALT KURAMI

Gestalt kuramına göre; bütün, parçaların toplamından farklı bir anlam ifade eder ve birey, bütünü parçalarına ayrıştırarak değil, bütünlük içinde algılar. Gestaltçılar, organizmanın, dışarıdan gelen duyumlara kendisinden bir şeyler katarak, yaşantıyı yeniden örgütlediğini savunurlar. Wertheimer belli uyarıcıların nasıl gruplanacağını, nasıl yapılandırılacağını ya da yorumlanacağını belirleyen uyarıcı değişkenleri tanımlamıştır. Bir objenin değişik koşullar altında aynı biçimde algılanmasına algısal değişmezlik adı verilir. Uzaktaki bir ağacı küçük, yakındakini büyük görmemiz gerekirken, ağaç deyince her daim aynı şekilde algılanır. 1.Algının temel özellikleri Gestalt yaklaşımına göre algılama zihinde oluşan bir süreçtir. Çevreden gelen uyarıcılar duyu organlarını uyarır ve bu şekilde meydana gelen sinir akımı beyne ulaştığında duyum ile birlikte algılama meydana gelir. Gestalt psikologları yaşantı ve beyin etkileşimine ilişkin farklı ve birbirini bütünleyen teoriler geliştirmişlerdir.

1.1 Algıda değişmezlik Bir kez algılanan nesnelerin şekilleri, renkleri, büyüklükleri değiştiği halde, organizma o nesneleri hep aynı biçimde algılar. Nesneleri değişik ortam ve şartlarda yine aynı şekilde algılama eğilimine algıda değişmezlik denir.

1.2 Algıda seçicilik Algı bir seçim sürecidir. Seçici dikkat sürecinde dış dünyada olup bitenler uyarıcılar aracılığı ile algılanır. Ancak bu uyarıcıların özelliklerine göre dikkat çekmesi ve algılanması farklıdır. Uyarıcının renkli, hareketli veya ışıklı olması hemen dikkatimizi çeker, örneğin ışıltılı reklam panoları, yüksek volümlü müzikler buna örnek gösterebilir. Ayrıca kişinin ilgi alanı da algıda seçicilik oluşturmaktadır ( aç olan birisinin yemek kokusunu algılaması gibi ).

1.3 Algısal örgütlenme

1. Şekil – Zemin İlişkisi

Nöronal algı şebekelerine göre, normal şartlar altında, bireyin dikkati şekil üstünde odaklanır; zemin ise şeklin gerisinde, algı alanına girmez. Ancak bazı durumlarda, şekil ve zeminin birbirleriyle yer değiştirdiği, hangisinin şekil, hangisinin zemin olduğuna karar verilemediği durumlar ortaya çıkabilir.

2. Yakınlık İlkesi

Organizma, bir alandaki öğeleri, nesneleri birbirlerine olan yakınlıklarına göre gruplandırarak, algılama eğilimindedir. İşitsel uyarıcıların gruplanarak algılanması ise, zamansal olarak birbirlerine olan yakınlıklarına göre gerçekleşir.

3. Benzerlik İlkesi

Şekil, renk, doku, cinsiyet vb. pek çok özellik bakımından birbirine benzer maddeler birlikte gruplanarak algılanma eğilimindedir. Benzerlik faktörü görsel uyarıcıların algılanmasında olduğu kadar, işitsel uyarıcıların algılanmasında da önem taşır.

4. Tamamlama İlkesi

Organizma, tamamlanmamış etkinlikleri, şekilleri, sesleri tamamlayarak algılama eğilimindedir. Organizma, bütünlük oluşturan simetrik şekillere, özetle sağlam bir Gestalt’a ulaşmayı hedefler.

5. Devamlılık (Süreklilik) İlkesi

Algı alanında bulunan ve aynı yönde giden birimler birbiriyle ilişkili görünme eğilimindedirler. Bu eğilim süreklilik olarak isimlendirilir. Şekilde yer alan resim 1’i 1a ve 1b’den oluşan bir şekil olarak değil iki çizgiden oluşan bir şekil olarak algılarsınız.

6. Basitlik İlkesi

Organizma, basit ve düzenli bir şekilde organize edilmiş şekilleri algılama eğilimine sahiptir.

1.4 Derinlik Algısı

Gestalt yaklaşımına göre yaşam boyunca edinilen yaşantılar iz sistemlerini oluştururlar. Geçmişte oluşturulan iz sistemleri daha sonraki yaşantıları ve algılamaları da etkiler. Bellekte iz bırakan algılar anımsanır. Bu izler bellek izi olarak isimlendirilir. Sonraki benzer yaşantılar bellek izini tetikler ve onlarla birlikte yeni bir yaşantıya ve yeni bir bellek izine dönüşür. Dolayısıyla sonraki tüm yaşantılar bellekte var olan önceki tüm yaşantılarla anlam kazanır.

1.İçgörüsel (Kavrayarak veya Seziş Yoluyla) Öğrenme

Anı kavrama yoluyla öğrenme de denilen içgörü (insight) yoluyla öğrenmenin başta gelen savunucusu Wolfgang Köhler’dir. Köhler’in bu alandaki en meşhur deneylerinden bir tanesi tavuklar üzerinde odaklaşmıştır. Bu öğrenmede birey problemin çözümü için bütün yolları düşünür. Problemin çözümü için uygun yolu bulduğunda konuyla ilgili içgörü kazanmış olur.

2.Yaratıcı Düşünme

Yaratıcı düşünme ile Gestalt yaklaşımının öncülerinden Wertheimer ilgilenmiş ve bu alanda kitap (Productive Thinking) yazmıştır. Wertheimer bu kitabında iki tür problem çözmeden bahsetmektedir. Bunlardan A türü çözümler, Gestalt ilkelerine dayalıdır, orjinaldir, içgörüseldir. Başka bir deyişle, problemin doğasını, temel yapısını anlamayı gerektirir. Çözüm başkası tarafından değil bireyin kendisi tarafından bulunur. Kolay genellenir ve uzun süre hatırlanır. B türü çözümler ise anlamadan çok ezberlemeye dönüktür. Birey olguları, kuralları, olayları anlamadan ezberler. Böyle bir öğrenme ise katıdır ve kolayca unutulur, sadece sınırlı durumlarda uygulanabilir. Dolayısıyla yaratıcı düşünmede anlamaya dayalı öğrenme söz konusudur. Transfer edilebilir ve uzun süre hatırlanabilir. Bu süreçte dışsal pekiştireç yoktur, içsel pekiştireç söz konusudur.