| I Need A Room |
| I need a room please? |
Bir oda rica edecektim? |
| I need a room with a single bed |
Tek yataklı bir oda istiyorum. |
| I need a room with a double bed. |
Çift kişilik bir oda istiyorum. |
| Do you have any singles? |
Tek kişilik odanız var mı? |
| Do you have any vacancies? |
Boş yeriniz var mı? |
| A double, please? |
Çift kişilik bir oda lütfen? |
| A room with a bath, please. |
Banyolu bir oda lütfen |
| Can I reserve a room? |
Bir oda ayırabilir miyim? |
| Can I book a room? |
Bir oda ayırabilir miyim? |
| I have a reservation |
Rezervasyon yaptırmıştım. |
| Double occupancy, please. |
İki kişilik bir oda lütfen. |
| I need a room with two single beds. |
İki ayrı yataklı bir oda istiyorum. |
| I need a room with a double bed. |
İki kişilik yataklı bir oda istiyorum. |
| We will need a crib for the baby. |
Bebek için bir karyola istiyoruz. |
| Would you like a room with a view of the swimming pool? |
Yüzme havuzu manzaralı bir oda istermiydiniz? |
| Would you prefer a non-smoking room? |
Sigara içilmeyen bir oda ister miydiniz? |
| I'd like a room at the front. |
Ön tarafa bakan bir oda istiyorum. |
| I'd like a room at the rear. |
Arka tarafta bir oda istiyorum. |
| I'd like a room with a view of the sea. |
Deniz manzaralı bir oda istiyorum. |
| I'd like a room for the week. |
Haftalık bir oda istiyorum. |
| I'd like a wake-up call, please. |
Uyandırma servisi istiyorum. |
| Do you have a pool? |
Havuzunuz var mı? |
| What are the rates? |
Ücretler nasıl? |
| Is there a restaurant? |
Lokanta var mı? |
| Are pets allowed? |
Evcil hayvanlar kabul ediliyor mu? |
| When's the check-out? |
Odayı ne zaman boşaltırsınız? |
| I need to check out. |
Ayrılmak istiyorum. |
| I'd like a receipt. |
Makbuz rica edebilir miyim? |
| Welcome, May I Help You? |
| May I help you? |
Yardımcı olabilir miyim? |
| Can I show you with something? |
Size birşey gösterebilir miyim? |
| Are you being helped? |
Size bakan var mı? |
| Is there anything I can help you with? |
Yardımcı olabileceğim bir konu var mı? |
| If you need me, I'll be around |
Bana ihtiyacınız olursa, ben civardayım |
| If I can help you, just let me know |
Eğer yardım gerekirse haberim olsun |
| What are you interested in? |
Ne bakmıştınız? |
| Are you looking for something in particular? |
Belirli birşey mi arıyorsunuz? |
| Do you have something specific in mind? |
Aklınızda özel birşey var mı? |
| What size do you need? |
Kaç beden istiyorsunuz? |
| Do you know what size you are? |
Bedeninizi biliyor musunuz? |
| That's on sale this week? |
O bu hafta indirimde |
| Can I suggest this? |
Size bunu önerebilir miyim? |
| How would you like to pay for this? |
Bunu nasıl ödemek isterdiniz? |
| Will that be cash or credit? |
Nakit mi, kredi kartı mı? |
| That's your colour |
Tam size göre (en doğru tercihi yaptınız anlamında) |
| How Much Is It? |
| When are you open? |
Ne zaman açıksınız? |
| When do you open? |
Ne zaman açıyorsunuz? |
| What are your hours? |
Çalışma saatleriniz nelerdir? |
| I'm looking for something for my father |
Babam için birşey bakıyordum |
| It's a gift! |
Hediye olacak |
| I don't know my size |
Bedenimi bilmiyorum |
| Can you measure me? |
Bedenimi ölçebilir misiniz? |
| Thank you, I'm just looking |
Sağolun, sadece bakıyorum |
| Do you have this shirt in yellow? |
Bu tişörtün sarısı var mı? |
| Do you have these shoes in suede? |
Bu ayakkabının süeti var mı? |
| It it on sale? |
Bu indirimde mi? |
| It's too tight |
Bu çok dar |
| It's too loose |
Bu çok geniş |
| It's a little bit expensive |
Bu biraz pahalı |
| Can you hold it for me? |
Bunu benim için saklayabilir misiniz? |
| How much does it cost? |
Fiyatı ne kadar? |
| How much is it? |
Kaç lira? |
| Would you please gift-wrap that? |
Lütfen hediye paketi yapabilir misiniz? |
| Give a dog bad name and hang him |
Adamın adı çıkacağına canı çıksın |
| A quiet baby gets no suck |
Ağlamayana meme yok |
| Better late than never |
Geç olsun güç olmasın |
| Easy come, easy go |
Haydan gelen huya gider |
| Barking dog never bites |
Havlayan köpek ısırmaz |
| It never rains, but pours |
Aksilikler hep üst üste gelir |
| Your mother alone will be wail on you |
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar |
| You can't teach an old dog new tricks |
Ağaç yaşken eğilir |
| Save up something for a rainy day |
Ak akçe kara gün içindir |
| I drink cofee once in a blue moon |
Ayda yılda bir kahve içerim |
| I am tikcled pink that I have passed the exam |
Sınavı geçtiğim için çok heyecanlıyım |
| He eats like a pig |
Çok fazla yemek yer |
| He took it like a man |
Olgun bir şekilde kabul etti |
| He eats like a bird |
Çok az yemek yer |
| He drinks like a fish |
Çok içki içer |
| I slept like a dog |
Çok güzel uyudum |
| My brother runs like a wind |
Kardeşim çok hızlı koşar |
| My father is as bald as an egg |
Babam kabak gibi keldir |
| Every cloud has a silver lining |
Her felakette bir hayır vardır |
| All that glitters isn't gold |
Her sakallıyı deden sanma |
| Man make houses, women make homes |
Yuvayı dişi kuş yapar |
| Better lose the saddle than the horse |
Zararın neresinden dönülürse kardır |
| A rolling stone gathers no moss |
Yuvarlanan taş yosun tutmaz |
| If the cap fits, wear it |
Yarası olan gocunur |
| Cheats never prosper |
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar |
| Too many cooks spoil the broth |
Horozu çok olan köyde sabah erken olur |
| Two cunning men will not try to make a dupe of each other |
İki cambaz aynı ipte oynamaz |
| Talk of the devil and you'll see his hoofs |
İti an çomağı hazırla |
| A friend in need is a friend indeed |
Dost kara günde belli olur |
| A change is as good as a rest |
Tebdili mekanda hayır vardır |
| Don't teach your grandmother to suck eggs |
Tereciye tere satılmaz |
| Cleanliness is next to godliness |
Temizlik imandan gelir |
| Do as the Romans do when in Rome |
Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin |
| Speech is silver, but silence is gold |
Söz gümüşse sükut altındır |
| The early bird gets the worm |
Sona kalan dona kalır |
| He that laughs last laughs best |
Son gülen iyi güler |
| Once burnt twice shy |
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer |
| Good words are worth much, and cost little |
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır |
| Throw out a sprat to catch a mackerel |
Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez |
| All his geese are swans |
Karga yavrusunu şahin görür |
| As you make your bed, you lie on it |
Kendi düşen ağlamaz |
| Spare the rod and spoil the child |
Kızını dövmeyen dizini döver |
| The apples on the other side of the wall are the sweetest |
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür |
| Nothing venture, nothing have |
Korkak bezirgan ne kar eder ne ziyan |
| Covards die many times before their deaths |
Korkunun ecele faydası yoktur |
| The rotten apple injures its neighbours |
Körle yatan şaşı kalkar |
| Bad news travels fast |
Kötü haber tez yayılır |
| As you sow, so you shall reap |
Ne ekersen onu biçersin |
| Christmas come but once a year |
Papaz bir kere pilav yer |
| Who pays the piper calls the tune |
Parayı veren düdüğü çalar |
| Everything comes to him who waits |
Sabreden derviş muradına ermiş |
| All well that ends well |
Sonu iyi biten herşey iyidir |
| It's not over until the fat lady sings |
Dereyi görmeden paçaları sıvama |
| An apple a day keeps the doctor away |
Elma girmeyen eve doktor girer |
| He has a memory like sieve |
Hafızası çok kötüdür |
| He came out smelling like a rose |
Çok başarılıydı |
| He lives like a king |
Kral gibi yaşar |
| She has a memory like an elephant |
Hafızası çok kuvvetlidir |
| She took it like a duck to water |
Onun için çok doğaldı |
| She looks like death warmed over |
Çok gariban gözüküyor |
| He treats me like dirt |
Bana çok kötü davranıyor |
| She treats me like a king |
Bana kral gibi davranıyor |
| He sticks out like a sore thumb |
Herkes tarafından farkedilen birisi |
| He works like a horse |
Çok sıkı çalışır |
| He has a mind like a steel trap |
Çok zeki birisi |
| He looks like a million |
Harika gözüküyor |
| He went on like a broken record |
Kırık plak gibi konuştu |
| She has something up her sleeve |
Birşey planlıyor |
| He swears like a trooper |
Çok küfür eder |
| She tells it like it is |
Herşeyi olduğu gibi söyler |
| It works like a charm |
Çok iyi çalışır |
| My mother wears the pants in the family |
Evin hakimi annemdir |
| The news spread like a wildfire |
Haberler çok hızlı bir şekilde yayıldı |
| The kids fought like cats and dogs on the street |
Çocuklar sokakta kedi-köpek gibi kavga ettiler |
| My girlfriend is as cute as a button |
Kızarkadaşım çok güzeldir |
| The teacher is hot under the collar |
Öğretmen çok kızgındır |
| A good friend would give you the shirt off his back |
İyi arkadaş senin için herşeyi yapar |
| We must tighten our belts now |
Kemerleri sıkmamız lazım |
| I have been hoodwinked |
Aldatıldım |
| That idea is old hat |
Bu modası geçmiş bir fikir |
| Guests are given the red carpet treatmen in Turkey |
Türkiye'de misafirlere çok iyi davranılır |
| Let's go out and paint the town red |
Hadi dışarı çıkıp şehrin altını üstüne getirelim |
| I always look at the world through rose coloured glasses |
Dünyaya her zaman pembe gözlüklerle bakarım |
| When I bought a summer house she was green with envy |
Yazlık ev aldığımda kıskançlıktan deliye döndü |
| Don't look so blue! Try to be optimistic |
O kadar karamsar bakma! Biraz iyimser olmaya çalış |
| John is a true blue friend |
John çok sadık bir arkadaştır |
| This money is my golden oppurtunity to buy a new car |
Bu para yeni bir araba almak için altın gibi bir fırsat |
| I don't have a red cent |
Tek kuruşum bile yok |
| Mary talks like a blue streak |
Mary çok konuşkandır |
| He sees red whenever he loses the match |
Ne zaman maçı kaybetse kendini kaybeder |
| I am in a red |
Boğazıma kadar borca battım |